ERTELEME: ZİHNİN SESSİZ YÜRÜYEN DÜŞMANI
Bugün ertelemenin hayatımdaki yerini daha net gördüm. Sabah kalktığımdan itibaren yapmam gereken üç önemli iş vardı ama “birazdan başlarım” diyerek gün ortasına kadar hiçbirine dokunmadım. İşin tuhaf yanı şu ki, ertelediğim işler aslında gözümde büyüttüğüm kadar zor değildi. Ama onları yapmak yerine her defasında daha kolay, daha kısa, daha az çaba gerektiren şeylere yöneldim.
Erteleme DEHB’nin en yıpratıcı tarafı olabilir. Çünkü sadece işi geciktirmiyorsun; kendine duyduğun güveni de geciktiriyorsun. Bir şeyi yapmamakla kendine “Bunu da beceremedin” mesajını veriyorsun. Bu mesaj gün boyu üstüne yapışıp kalıyor. Zihnim sürekli “başlamadığım işler” listesiyle dolu olduğu için gerçek anlamda boşluğa bile giremiyorum.
Bugün fark ettim ki, erteleme aslında tembellik değil. Aşırı yüklenmiş beynin, enerji tasarrufu yapmak için kendini savunması. “Başlamazsam yorulmam” mantığıyla çalışan bir sistem bu. Fakat ironik olan şu ki, ertelemenin kendisi zihni daha çok yoruyor. Çünkü iş yapılmadıkça zihinde yer işgal etmeye devam ediyor.
Günün sonunda o kadar çok şey yordu ki beni, aslında hiçbir şey yapmamış olmam daha da acı vericiydi. Erteleme sadece işlerimi değil, kendimle olan ilişkimi de tüketiyor. Ama bugün bunun farkına varmak benim için bir başlangıç sayılır. Belki yarın daha küçük başlayacağım, belki günün sadece ilk 5 dakikasında bir işi başlatacağım. Erteleme tamamen bitmez ama yönetilebilir.