İnsan, kendini anlatacak bir yer bulamayınca susmayı öğreniyor. Aslında susmuyor; sadece kendisiyle konuşmaya başlıyor. Belki sen de yıllardır bunu yapıyorsun. “Niye herkes yapıyor da ben yapamıyorum?” diye sorup duruyorsun mesela. Oda toplamaya kalkıyorsun, bir bakmışsın iki saat geçip saçma bir videonun içinde kaybolmuşsun. Ders çalışmaya oturup “sadece on dakika” diye düşünüp, on dakika bile toparlayamadan gün bitiyor. Aynı anda hem çok düşünüyorsun hem düşünmek bile ağır geliyor. Bazen enerjin taşmış gibi hissediyorsun, bazen yataktan kalkmak bile zor. Bir gün hayallerini yazıp dünyayı değiştireceğine inanıyorsun, ertesi gün yıkılmış hissediyorsun. Yıkılıyor musun? Aslında hayır. Sadece beynin farklı çalışıyor.
DEHB tanımı kitaplarda “dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu” diye geçiyor ya, biz onu biraz daha gerçek anlatıyoruz burada: İçinde roket motoru var ama fren sistemi fabrikadan biraz eksik çıkmış. Kimi zaman düşünceler o kadar hızlı geliyor ki, diğer insanlar yetişemiyor. Kimi zaman hızlı gelen düşüncelerin bile arasında kayboluyorsun. Ya da bir şey yapmaya karar veriyorsun, sonra o kararı bile unutuyorsun. Kitap hiçbir zaman tam anlatamadı; çünkü kitap yazanlar bu kafanın içinden geçmedi.
Ben sana şimdi tıbbi tanım vermeyeceğim. Burada kimse sana “şunu yapmalısın, böyle tedavi olmalısın” demeyecek. Burası reçete köşesi değil, “ben de yaşıyorum” diyebileceğin bir yer. Çünkü bazen çözüm değil hissetmek istiyoruz. “Yalnız değilim” demek bile yetiyor. Herkes konuşuyor ama çok az kişi dinliyor. Biz burada dinlemek için varız.
Bu topluluk, DEHB yaşayan, erteleme konusunda doktora derecesi olan, bir işe başlamak için beş tane motivasyon videosu izleyip yine başka bir şeyle meşgul olan, bazen bir gecede hayat değiştirecek planlar yapıp sabah hiçbirini uygulamayan insanlar için kuruldu. Çünkü biz öyleyiz. Bu bir eksiklik değil, hayatı başka açıdan görmek. Karanlık tarafı var, evet. Ama çok parlak bir tarafı da var: Farklı düşünmek. Hızlı anlamak. Derin hissetmek. İnsanların fark etmediği şeyleri görmek.
Burada ilk kez yazacak kişi belki sen olacaksın. Belki “merhaba, ben de buradayım” diye başlayacaksın. Belki de sadece okuyacaksın ama bir cümle illaki sana değecek. Belki “bu benmişim” diyeceksin. Belki yıllardır ilk defa biri seni tarif etmiş olacak.
Kayıt olmak zorunda değilsin ama belki içinden geçenleri biriyle paylaşmak istersin. Belki “concerta bende ilk gün şöyle etki yaptı” diye anlatacaksın. Belki sadece “ders çalışmak için oturuyorum ama beş dakika sonra başka şeyle uğraşıyorum, normal mi?” diye soracaksın. Belki de sadece “selam” diyeceksin. Kimse sana “bu da sorun mu?” demeyecek burada.
Yargı yok. Öğüt baskısı yok. Sadece empati var. Kimse kimseye “daha çok çabalaman lazım” demeye çalışmayacak. Çünkü hepimiz çok çabaladık bazen hiç anlamayan insanlara. Ve yetmedi. Burada yetmeye çalışmayacaksın. Sadece var olacaksın.
Bu yazıyı buraya bıraktığımda, belki biri okuyacak ve “iyi ki yazmışlar” diyecek. Belki sonra biri yazacak, sonra bir başkası. Böyle büyüyecek. Belki çok hızlı, belki çok yavaş. Ama gerçek olacak.
Eğer şimdi okurken içinden “tamam ya, ben de varım bu hikâyede” diyorsan, gel. İlla konuşmak zorunda değilsin. Ama bil ki burada konuşursan, seni dinleyen biri mutlaka olacak.
Hoş geldin. Gerçekten.